Friday, February 26, 2010
Saturday, April 04, 2009
Tropicalia
Caetano Veloso demisken 2007 yilinda bizim evde en cok dinlenen iki albumu anmadan gecmek olmaz: Tropicalia ve Brazil 70:New Directions In Brazil Music After Tropicalia.
Tropicalia,1960 larda brezilya'da ortaya cikan muzikal bir akim. CD,donemin kisa bir tarihcesini anlatan bir kitapcikla beraber geliyor.
Soul Jazz etiketiyle cikan albumlerden bir kac parca dinlemek icin tiklayin.

Tropicalia,1960 larda brezilya'da ortaya cikan muzikal bir akim. CD,donemin kisa bir tarihcesini anlatan bir kitapcikla beraber geliyor.
Soul Jazz etiketiyle cikan albumlerden bir kac parca dinlemek icin tiklayin.
Saturday, March 28, 2009
Monday, March 16, 2009
Heimat
Defne'miz buyuyor. Artik aksamlari daha erken yattigi icin bize de daha cok vakit kaliyor .
Bugunlerde, Ingiltere'ye yeni geldigimiz gunlerde aldigimiz, bir iki bolumunu seyrettikten sonra devamini bir turlu getiremedigimiz Heimat 2'yi seyrediyoruz.
Heimat 2, Alman yonetmen Edgar Reitz'in ucleme haline getirdigi basyapiti Heimat'in ikinci bolumu.
Heimat, Almanca'da "yurt,memleket" anlamina geliyor. 1919da baslayip 2000 yilinda sona eren hikaye, 55 saat suruyor.
http://www.heimat123.net/
http://www.bbc.co.uk/bbcfour/cinema/features/heimat.shtml
Thursday, November 27, 2008
Darwin Sergisi
Kasım ayının ikinci haftasında, Londra'daki Doğa Tarihi Müzesinde açılacak olan Darwin sergisinden haberdar olduk.Bu vesileyle Soner de ben de kitaplığımızda uzun zamandır duran ama henüz okunmamış olan Darwin biyografisini okumaya karar verdik.
Cyril Aydon tarafından kaleme alınmış olan Darwin'in yaşam öyküsü gerçekten roman gibi.
Geçtiğimiz Pazar günü hemen müzeye gittik.

Darwin'in el yazmalarını, not defterlerini,mektuplarını, Beattle gemisiyle yaptığı beş yıllık gezi süresince toplayıp ülkesine gönderdiği fosilleri ve kalıntıları görmek heyecan vericiydi.
Bize en ilginç gelen noktalardan biri,bu beş yıl boyunca İngiltere'deki ailesi,arkadaşları ve diğer bilim insanlarıyla haberleşebilmesi oldu.O yıllarda İngiltere, imparatorluğunun parlak günlerini yaşadığı ve dünyanın dört bir tarafındaki deniz ve okyanuslarda gemileri dolaştığı için,bu konuda hiç problem yaşanmamış.
Defne'yle gezdiğimiz ilk sergi olması açısından biraz tedirgindik. Tam müzeye vardığımızda uykuya daldığı, uyandığında da sergide gördüğü şeyler onun da ilgisini çektiği için rahat rahat gezebildik.
Meraklısı için sergiden fotoğraflar.
Cyril Aydon tarafından kaleme alınmış olan Darwin'in yaşam öyküsü gerçekten roman gibi.
Geçtiğimiz Pazar günü hemen müzeye gittik.
Darwin'in el yazmalarını, not defterlerini,mektuplarını, Beattle gemisiyle yaptığı beş yıllık gezi süresince toplayıp ülkesine gönderdiği fosilleri ve kalıntıları görmek heyecan vericiydi.
Bize en ilginç gelen noktalardan biri,bu beş yıl boyunca İngiltere'deki ailesi,arkadaşları ve diğer bilim insanlarıyla haberleşebilmesi oldu.O yıllarda İngiltere, imparatorluğunun parlak günlerini yaşadığı ve dünyanın dört bir tarafındaki deniz ve okyanuslarda gemileri dolaştığı için,bu konuda hiç problem yaşanmamış.
Defne'yle gezdiğimiz ilk sergi olması açısından biraz tedirgindik. Tam müzeye vardığımızda uykuya daldığı, uyandığında da sergide gördüğü şeyler onun da ilgisini çektiği için rahat rahat gezebildik.
Meraklısı için sergiden fotoğraflar.
Friday, October 31, 2008
İbrahim bir süredir pazar günleri Birgün gazetesine İngiltere izlenimlerini yazıyor.
Son yazısı:Londra'nın Tanrısız Otobüsleri
Son yazısı:Londra'nın Tanrısız Otobüsleri
Wednesday, October 22, 2008
Kluge
Bugünlerde Soner'in tavsiyesi üzerine Gary Marcus'un Kluge adlı kitabını okuyorum.Kitabın alt başlığı "The Haphazard Construction of the Human Mind".
"Kluge" mühendislikte kullanılan bir terimmiş:Biçimsiz olduğu halde oldukça etkili olan çözüm anlamına geliyormuş.Kitabın arka kapağından alıntılayacak olursak yazar şöyle diyor:
"İnsan beyninin tamen hatalı olduğunu söylemek istemiyorum ama bir politikacı olsaydım, eminim ki durumu şu şekilde açıklardım:Bir takım hatalar yapılmıştır.Bu kitabın amacı bu hataların neler olduğunu ve nasıl meydana geldiklerini açıklamaktır."
Kitabın dili oldukça akıcı,anekdotlar çarpıcı,en önemlisi de neyi,neden yaptığımız ve beynimizin nasıl çalıştığı hakkında ilginç bilgiler içeriyor.
Hafızayla ilgili bölümde yazar, daha önce gördüğümüz bir fotoğrafın temel öğelerini hatırlamamıza rağmen,arka plandaki objeleri hatta kimi zaman arka planda gerçekleşen büyük değişiklikleri fark edemediğimizi söylüyor ve aşağıda yer verdiğim çekimi izlememizi öneriyor. Gerçekten çok ilginç ve eğlenceli!
Tuesday, October 07, 2008
Büyükler için çocuk şarkıları
Türkiye'den yeni geldik.Gelirken de yine epeyce kitaplar ve CD getirdik.
Yazmak istedigim cok sey var ama bir yerden baslayayim, suskunlugumuzu bu güzel albümle bozalım istedim.

Bu albümden haberdar değildik. Defne için güzel Türkçe müzik CDleri alalım diye bakınırken gözümüze çarptı.
Bülent Ortaçgil, albümünün hikayesini şöyle anlatıyor:
“Aşağı yukarı 20 yıl önce, Çekirdek Sanatevi’nin en hızlı zamanında bize TRT tarafından çocuk şarkıları yapmamız önerildi; Kabul ettik ve bir iki hafta gibi (hafızam beni yanıltmıyorsa!) kısa sürede hepsini yazdık ve kaydettik. O sıralar bize yoldaşlık eden Erkan Oğur ve Fahir Atakoğlu; hatta dev rolünde İ. Hakkı Demircioğlu da kayıtlarda yer aldılar. TRT’de 1 kez çocuk programında yaptıklarımız yayınlandı ve kaldı.
Zaman içinde Çekirdek dağıldı, ben Fikret’le ayrıldım ve ortak yaptığımız, kimin neresinde ne kadar payı olduğunu hatırlamadığım bu güzel çocuk şarkıları da ancak Fikret’i kaybettikten sonra arşivinde oğlu Yağmur tarafından bulundu. Yılların tahrip ettiği 4 kanallı orijinal teyp bantları İhsan Apça tarafından temizlendi, yayına hazırlandı. Tek bir nokta dışında her şey dinlenebilir durumdadır. Birinci parçadaki o nokta tamir edilemedi, üzgünüz. Ancak bu güzel çocuk şarkılarını dinleyicilere sunmak ve kalıcı hale dönüştürmek üstelik bunu Halkevleri desteğiyle gerçekleştirmek beni keyiflendiriyor. Çok iyi tanıdığımı sandığım Fikret de yaşasaydı o da aynı keyfi alırdı eminim”.
Biz cok sevdik bu albümü, bugünlerde tekrar tekrar dinliyoruz.
Yazmak istedigim cok sey var ama bir yerden baslayayim, suskunlugumuzu bu güzel albümle bozalım istedim.
Bu albümden haberdar değildik. Defne için güzel Türkçe müzik CDleri alalım diye bakınırken gözümüze çarptı.
Bülent Ortaçgil, albümünün hikayesini şöyle anlatıyor:
“Aşağı yukarı 20 yıl önce, Çekirdek Sanatevi’nin en hızlı zamanında bize TRT tarafından çocuk şarkıları yapmamız önerildi; Kabul ettik ve bir iki hafta gibi (hafızam beni yanıltmıyorsa!) kısa sürede hepsini yazdık ve kaydettik. O sıralar bize yoldaşlık eden Erkan Oğur ve Fahir Atakoğlu; hatta dev rolünde İ. Hakkı Demircioğlu da kayıtlarda yer aldılar. TRT’de 1 kez çocuk programında yaptıklarımız yayınlandı ve kaldı.
Zaman içinde Çekirdek dağıldı, ben Fikret’le ayrıldım ve ortak yaptığımız, kimin neresinde ne kadar payı olduğunu hatırlamadığım bu güzel çocuk şarkıları da ancak Fikret’i kaybettikten sonra arşivinde oğlu Yağmur tarafından bulundu. Yılların tahrip ettiği 4 kanallı orijinal teyp bantları İhsan Apça tarafından temizlendi, yayına hazırlandı. Tek bir nokta dışında her şey dinlenebilir durumdadır. Birinci parçadaki o nokta tamir edilemedi, üzgünüz. Ancak bu güzel çocuk şarkılarını dinleyicilere sunmak ve kalıcı hale dönüştürmek üstelik bunu Halkevleri desteğiyle gerçekleştirmek beni keyiflendiriyor. Çok iyi tanıdığımı sandığım Fikret de yaşasaydı o da aynı keyfi alırdı eminim”.
Biz cok sevdik bu albümü, bugünlerde tekrar tekrar dinliyoruz.
Friday, August 29, 2008
Tuesday, June 24, 2008
Unaccustomed Earth
Bugünlerde Jhumpa Lahiri'nin Unaccustomed Earth adli kitabini okuyorum.
Lahiri Amerika'da yaşayan Bangladeş asıllı bir kadın yazar. Kitap göçmenlik üzerine öykülerden oluşuyor.Sevgili Evren'in deyişiyle biz de katmerli göçmen olduğumuz için bu tür kitaplar ilgimi çekiyor.
Yazarın çok duru bir yazım tarzı var.Uzun süredir okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim.
Kitap,Nathaniel Hawthorne'dan alıntılanmış şu cümleyle başlıyor:
"Human nature will not flourish, any more than a potato, if it planted and replanted, for too long a series of generations, in the same worn-out soil.My children have had other birthplaces, and, so far as their fortunes may be within my control, shall strike their roots into unaccustomed earth."
Yazarla yapılmış bir söyleşi,The Independent
Bir başka söyleşi,The Guardian
Lahiri Amerika'da yaşayan Bangladeş asıllı bir kadın yazar. Kitap göçmenlik üzerine öykülerden oluşuyor.Sevgili Evren'in deyişiyle biz de katmerli göçmen olduğumuz için bu tür kitaplar ilgimi çekiyor.
Yazarın çok duru bir yazım tarzı var.Uzun süredir okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim.
Kitap,Nathaniel Hawthorne'dan alıntılanmış şu cümleyle başlıyor:
"Human nature will not flourish, any more than a potato, if it planted and replanted, for too long a series of generations, in the same worn-out soil.My children have had other birthplaces, and, so far as their fortunes may be within my control, shall strike their roots into unaccustomed earth."
Yazarla yapılmış bir söyleşi,The Independent
Bir başka söyleşi,The Guardian
Subscribe to:
Posts (Atom)