Posta kutumu düzenlerken buldum bu notu.
Soner göndermişti.
İngiltere'ye yeni geldiğimiz zamanlar... Londra'daki müzeleri gezme heyecanı ve isteğiyle içimiz kıpır kıpırken bir haftasonu Tate Modern'e gitmiştik.
Sonuç: hüsran. Muazzam bir kalabalık, ne konsantre olup eserleri inceleyebilmek mümkün, ne sakince yürüyebilmek müzede. Gezebilseniz dahi verimli olacak gibi değil. Önceden çalışıp öyle gitmeli, ama o kadar çok müze, o kadar çok sanat eseri var ki...Kendimizi çok yorgun hissetmiştik dışarı çıktığımızda.
Onun ardından Soner, Açık Radyo'da yayınlanmış olan Didik Didik Freud programından şu anekdota rastgelmiş, bana da göndermişti:
Serol Teber: Stendhal Sendromu’nu şöyle tanımlayabiliriz; Standal, Floransa’ya gittiği zaman
o kadar küçük bir mekân içinde, o kadar çok fazla sanat eseri görmüştür
ki, sonunda bir katedralin içinde ciddi bir baygınlık geçirmiştir ve
kendisini zorlukla dışarıya, çimenlerin üzerine atıp yatmak zorunda
kalmış, dakikalarca yattıktan sonra kendini toparlayıp, oteline dönecek
duruma gelmiştir. Birkaç yıl önce, Floransalı bir psikiyatr, pek çok
turistte bayılmalar, halusinasyonlar, hezeyanlarla, taşikardilerle,
kalp çarpıntılarıyla, tansiyon düşmeleri veya yükselmeleriyle birlikte
bu tür oryantasyon bozukluğu içeren ve klinik tedaviye gereksinim
gösteren bir belirtiler kompleksi tespit etmiştir ve buna Stendhal
Sendromu adını koymuştur ve hakikaten Floransa’nın merkezinde, Roma’nın
merkezinde birkaç tane ambulans olası bir Stendhal Sendromu’na karşı
hazır beklemektedir.
Şenol Ayla: İlginç bir durum, tıp literatürüne edebiyattan bir aktarma.
Serol Teber: Freud da bunu Musa heykeli karşısında yaşamıştır, Goethe yaşamıştır, benzer duyguları, pek çok kişi yaşamıştır.
Wednesday, August 15, 2007
Wednesday, August 08, 2007
Anne sütü
1-8 Ağustos haftası Dünya Emzirme Haftasıydı. Benim buradan takip edebildiğim kadarıyla Türkiye bu konuda pek aktif değildi.
Ben emzirme oranının Türkiye'de çok daha yüksek olacağını tahmin ederken şu yazıdan öğrendim ki, Türkiye'de ilk aylarda yüzde 97 olan emzirme oranı üçüncü ayda yüzde 14'e düşüyormuş.Beş yılda bir gerçekleştirilen Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları'na göre ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenen bebek oranı 1998'de yüzde 1.3'ken 2003'te yüzde 21' e çıkmış, ki bu bile oldukça düşük bir rakam.
Anne sütünün yararları konusunda gerek internetten gerekse kitaplardan pek çok bilgiye ulaşmak mümkün. Bu tür konuları daha çok Veggie Way'de yazsam da burada da bu konuya değinmeden geçmek istemedim.
İngiltere'deki oranlar da pek içaçıcı değil.Yine de ben bu konuda ebelerden çok destek gördüm. Zaten hastaneden ancak bebeği doğru şekilde emzirebildiğinizi gördükten sonra çıkarıyorlar. Doğumdan sonraki ilk on gün boyunca, gün aşırı ebe eve gelip bebeği ve anneyi kontrol ediyor. Keşke aynı şartlara her anne ve bebek sahip olabilseydi...
Konunun uzmanı olmasam da edindiğim tecrübeleri burada paylaşmak istiyorum.
- Doğumdan sonraki ilk bir saat içinde bebeğinizi muhakkak emzirin. Kolostrum adı verilen bu ilk süt, bebek için son derece faydalı. Buradaki ebeler anne adaylarına, hiç emzirmeseniz bile en azından ilk üç gün emzirin diyorlar.
- Bebeğinizle ten tene temas kurun.
- Bol bol sıvı tüketmek, karbonhidrat alımını arttırmak, iyi beslenmek,
- ısırgan, rezene çayları içmek,bolca helva veya susam,bulgur, bira mayası tüketmek, bebek uyurken dinlenmek ve uyumak, sütü arttıran unsurlar. Emziren bir anne günlük olarak fazladan ortalama 500 kaloriye ihtyaç duyar.
- Yenidoğan bebeğinizi saatle değil, ne zaman isterse emzirin. Sık emzirmek hem sütü arttırır hem de bebeğinizin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar. Doğumdan sonra sarılığa yakalanan bebekler gerekirse uykudan uyandırılıp sık sık emzirilmelidir.
- Emzirmek göğsünüzü deforme etmez. Göğüslerimizin şekli biz hamileyken değişir.
- İlk birkaç gün, bebeğiniz doğru şekilde emmeyi öğrenene kadar, göğüs ucu yara olabilir. Göğüs ucuna sütünüzden sürmek bu yaraları kolayca iyileştirir. Bu tarihten sonra hala acı hissediyorsanız bebeğiniz memeyi doğru şekilde kavrayamıyor demektir. Doktorunuzdan, emzirme danışmanlarından yada tecrübeli bir anneden yardım isteyin.
- Bebeğinizin kilosu istikrarlı bir şekilde artıyorsa, günde 5-6 kez altını ıslatıyorsa, emerken huzur içinde uyuyakalıyorsa sütünüz yeterli demektir.
- Bebekler büyüme dönemlerinde (6-7. haftalar,3. ay ve 6. ayda) daha fazla emmek ya da yalnızca göğsünüzde durmak isteyebilirler. Bu sayede annenin vücudu daha fazla süt üretmesi gerektiğini anlar. Süt üretiminizi arttırmak için bebeğinizi göğsünüzde tutmaktan kaçınmayın, bebeğe emzik vermeyin.
- Bebekler annelerinin memesi farklı şekilde, emzik ya da biberonları farklı şekilde emerler. Karışıklık yaratmaması için üç aydan küçük bebeklere emzik ya da biberon vermeyin.
- Bebeğinizi emzirdiğiniz sürece "emziren anneler için vitamin takviyesi" ve bebeğin beyin gelişimi için çok yararlı olan omega 3-6-9 desteği alın.
- Bebeğinizi ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle besleyin. Türkiye'de ek besinlere geçme konusunda çok acele edildiğini, bunlara başlandığında da bebeklerin sindirim sistemlerinin kaldıramayacağı kadar ağır yiyecekler verildiğini gözlemliyorum. İlk bir yıl boyunca bebeğin temel besin kaynağı anne sütü olmalıdır. Ek besinler,bebeğe sadece çiğnemeyi öğrenmesi ve yeni tatlara alışması için verilmelidir.
- Zamanında doğmuş (38.haftadan sonra) ve anne sütüyle beslenen bebeklerin demir takviyesine ihtiyaçları yoktur. Anne sütünün demir emilimi oranı % 50 ila 70 arasındadır. Demir takviyeli bebek mamalarında ise bu oran yalnızca %3 ila 12 arasındadır. (Kaynak:Kellymom)
- Nerede olursa olsun, bebeğinizi emzirmekten çekinmeyin. Sütünüz bebeğinizin en doğal ihtiyacı.
Ben bebeğimi emzirmeyi çok istiyordum. Başlangıçtan itibaren ebelerden aldığımız destekle bu konuda hiç bir zorluk yaşamadık. Soner de her zaman çok destek oldu. Defne, 31. haftasını idrak ettiği şu günlerde haftada bir iki kez, bir iki kaşık buharda pişmiş meyve veya sebze yiyor, onun dışında tamamen anne sütüyle besleniyor. Benim sütüm olduğu sürece, kendisi bırakmak isteyene kadar da devam edecek.
Tuesday, August 07, 2007
Monday, July 30, 2007
Tuesday, July 24, 2007
Friday, July 20, 2007
Dünyanın illeti değil,yüreği ve beyni olabilmeliydik
Ağaçlar çiçek açmadığında, bitkiler tutunacak toprak bulamadığında ve sular kalan toprakları terk ettiğinde ne AB'ye girmek, ne türban sorunu, ne petrol fiyatları, ne özelleştirme, ne ÖSS ne de Irak'a operasyonun önemi kalacak.
Çünkü enerji üretim ve kullanımını, sanayiyi, tarımı ve yaşam tarzlarımızı değiştirmedikçe Meclis'teki milletvekili de, milletin kendisi de, ister kendini etnik olarak ayırsın, dini olarak ayırsın, asker olsun, memur olsun, işçi olsun, solcu ya da sağcı olsun, işli ya da işsiz olsun, yoksul ya da zengin olsun, hepimiz sadece bir tek şeyin peşinde olacağız: Hayatta kalabilmenin... Su giderek ısınıyor. Soğutmak ise bizim elimizde...
Hangi politikacı ateşi söndürecek?,Oya Ayman,Uygar Özesmi, Radikal İki, 15-07-2007
“Belki de en hüzün verici olan şey, bu işten Gaia’nın da bizim kadar ve hatta daha fazla kayıplı çıkacağı gerçeği. Yaban hayatı ve koca ekosistemler de yokolmakla kalmayacak sadece; insan uygarlığının şahsında gezegen de çok değerli bir kaynağını yitirmiş olacak. Biz sadece bir illet değiliz çünkü; zekâmız ve iletişimimiz aracılığıyla, gezegenin sinir sistemiyiz de aynı zamanda. Bizim aracılığımızla Tabiat Ana (Gaia) kendini uzaydan görebildi, kâinattaki yerini bilmeye başladı.
Dünya’nın illeti değil, yüreği ve beyni olmalıydık. Neyse, şimdi cesur olalım, sadece insan ihtiyaç ve haklarını düşünmekten vazgeçelim ve yaşayan Yeryüzüne kötülük ettiğimizi, Tabiat Ana’yla barışmamız gerektiğini görelim artık. Bunu, henüz birbirimizle müzakere edecek gücümüz varken yapmalıyız, zalim savaş beylerinin güttüğü kırık dökük bir insan güruhuna dönmeden. Her şeyden önemlisi, Gaia’nın bir parçası olduğumuzu ve Dünya’nın gerçekten bizim evimiz olduğunu hatırlamak zorundayız.” Lovelock’a Göre Dünya Ya da Tabiat Ana 101, Ömer Madra,Açık Radyo,26-01-2006
"Hayvanın,bitkinin alıcısı doğru düzgün çalışıyor, insanınki bozuluyor sürekli,kaçıncı defadır aynı durum tekrarlanıyor,vazgeçecek dünya sizden, toplu iptale uğrayacaksınız...O alıcı dünyayla uyum içinde yaşayın diye konmuş kafanızın içine ,yirmiden fazla kıyamet koptu, nevri dönecek, fazla bile müsamaha gösterdi, kapatın petrol kuyularını, dünya bizim de yurdumuz, inip soluklanıyoruz kemiklerimizin başında, kanı mıdır yağı mıdır çekip yakıyorsunuz, boru hatları,fabrikalar,kömür havzaları,maden işletmeleri...Kapatın hepsini, yüz sürün toprağına, gönlünü alın dünyanın, zehir şehirleri kurdunuz üstünde." Latife Tekin,Muinar, Everest yayınları
Çünkü enerji üretim ve kullanımını, sanayiyi, tarımı ve yaşam tarzlarımızı değiştirmedikçe Meclis'teki milletvekili de, milletin kendisi de, ister kendini etnik olarak ayırsın, dini olarak ayırsın, asker olsun, memur olsun, işçi olsun, solcu ya da sağcı olsun, işli ya da işsiz olsun, yoksul ya da zengin olsun, hepimiz sadece bir tek şeyin peşinde olacağız: Hayatta kalabilmenin... Su giderek ısınıyor. Soğutmak ise bizim elimizde...
Hangi politikacı ateşi söndürecek?,Oya Ayman,Uygar Özesmi, Radikal İki, 15-07-2007
“Belki de en hüzün verici olan şey, bu işten Gaia’nın da bizim kadar ve hatta daha fazla kayıplı çıkacağı gerçeği. Yaban hayatı ve koca ekosistemler de yokolmakla kalmayacak sadece; insan uygarlığının şahsında gezegen de çok değerli bir kaynağını yitirmiş olacak. Biz sadece bir illet değiliz çünkü; zekâmız ve iletişimimiz aracılığıyla, gezegenin sinir sistemiyiz de aynı zamanda. Bizim aracılığımızla Tabiat Ana (Gaia) kendini uzaydan görebildi, kâinattaki yerini bilmeye başladı.
Dünya’nın illeti değil, yüreği ve beyni olmalıydık. Neyse, şimdi cesur olalım, sadece insan ihtiyaç ve haklarını düşünmekten vazgeçelim ve yaşayan Yeryüzüne kötülük ettiğimizi, Tabiat Ana’yla barışmamız gerektiğini görelim artık. Bunu, henüz birbirimizle müzakere edecek gücümüz varken yapmalıyız, zalim savaş beylerinin güttüğü kırık dökük bir insan güruhuna dönmeden. Her şeyden önemlisi, Gaia’nın bir parçası olduğumuzu ve Dünya’nın gerçekten bizim evimiz olduğunu hatırlamak zorundayız.” Lovelock’a Göre Dünya Ya da Tabiat Ana 101, Ömer Madra,Açık Radyo,26-01-2006
"Hayvanın,bitkinin alıcısı doğru düzgün çalışıyor, insanınki bozuluyor sürekli,kaçıncı defadır aynı durum tekrarlanıyor,vazgeçecek dünya sizden, toplu iptale uğrayacaksınız...O alıcı dünyayla uyum içinde yaşayın diye konmuş kafanızın içine ,yirmiden fazla kıyamet koptu, nevri dönecek, fazla bile müsamaha gösterdi, kapatın petrol kuyularını, dünya bizim de yurdumuz, inip soluklanıyoruz kemiklerimizin başında, kanı mıdır yağı mıdır çekip yakıyorsunuz, boru hatları,fabrikalar,kömür havzaları,maden işletmeleri...Kapatın hepsini, yüz sürün toprağına, gönlünü alın dünyanın, zehir şehirleri kurdunuz üstünde." Latife Tekin,Muinar, Everest yayınları
Monday, July 09, 2007
Acayip Havalar
Açık Radyo Yayıncılık'ın iftiharla sunduğu, tarihin ilk küresel ısınma çizgi romanı,Acayip Havalar'ı merak ettik. Madem İngiltere'deyiz biz de orjinalini alalım dedik.
Küresel iklim değişikliğini çok basitçe ama tüm boyutlarıyla ele alan bir karikatür kitabı. Çok iyi çizilmiş, espriler de çok hoş.
Ne yazık ki,iklim değişikliğinin getirdiği/getireceği sonuçlar oldukça iç karartıcı. İklim değişikliğinin etkilerini 40 yıl sonra görmeye başladığımızı, şu anda yaşadıklarımızın yalnızca 1960lı yılların etkisi olduğunu öğrenince, gelecek hakkında epeyce endişelendim.
Kitabın sonunda, bu konuda bireysel olarak neler yapabileceğimize dair bir bölüm de var. Bireysel çabaların dünyamızı kurtarabileceğine dair pek ümidim olmasa da hararetle tavsiye ederim. Küresel ısınmaya dair hala(!) şüphesi olanlara da mutlaka okutmalı.
Kate Evans çevreci bir aktivist. Şu an üzerinde çalıştığı kitap The Food of Love:Breastfeeding your Baby Ekim'de yayınlanacakmış. Şurada kitaptan bir alıntı var. Benim çok hoşuma gitti, merakla bekliyorum.
Acayip Havalar Üzerine Ömer Madra'yla yapılan Bir Söyleşi
Küresel Isınma Kitabı: Acayip Havalar
Thursday, July 05, 2007
Gelişmeler
Türkiye sıcaklardan kavrulurken biz İngiltere'de oldukça soğuk ve yağışlı bir yaz geçiriyoruz.
Son bir haftadır genelde evdeyiz. Zaten Defne de diş çıkarıyor, henüz görünürde bir şey yok ama elleri sürekli ağzında. Bu durum uykusunu da etkilediğinden günlerimizi daha sakin geçirmeye çalışıyoruz.
Yavaş yavaş vava/baba gibi sesler çıkarıp konuşuyor, destek almadan daha uzun süre oturabiliyor. Oyuncaklarıyla daha çok vakit geçiriyor, müzik dinlemeyi seviyor.
Sebze-meyve pürelerine başladık, günde bir-iki tatlı kaşığı kadar denemeler yapıyoruz.
Bu arada Defne daha küçükken epeyce film seyrettiğimizden, kitap okuduğumuzdan bahsetmiştim. Bebek büyüdükçe bu işler zorlaşıyormuş. Zira artık herşeye ilgi gösteren, elimizdeki kitaba dokunmak, onunla oynamak ve tabii kitabı/gazeteyi/dergiyi ağzına sokmak isteyen bir bebeğimiz var ;) Fırsat buldukça yan tarafa eklediğim kitapları okuyoruz.
Son bir haftadır genelde evdeyiz. Zaten Defne de diş çıkarıyor, henüz görünürde bir şey yok ama elleri sürekli ağzında. Bu durum uykusunu da etkilediğinden günlerimizi daha sakin geçirmeye çalışıyoruz.
Yavaş yavaş vava/baba gibi sesler çıkarıp konuşuyor, destek almadan daha uzun süre oturabiliyor. Oyuncaklarıyla daha çok vakit geçiriyor, müzik dinlemeyi seviyor.
Sebze-meyve pürelerine başladık, günde bir-iki tatlı kaşığı kadar denemeler yapıyoruz.
Bu arada Defne daha küçükken epeyce film seyrettiğimizden, kitap okuduğumuzdan bahsetmiştim. Bebek büyüdükçe bu işler zorlaşıyormuş. Zira artık herşeye ilgi gösteren, elimizdeki kitaba dokunmak, onunla oynamak ve tabii kitabı/gazeteyi/dergiyi ağzına sokmak isteyen bir bebeğimiz var ;) Fırsat buldukça yan tarafa eklediğim kitapları okuyoruz.
Tuesday, June 19, 2007
Thursday, June 14, 2007
Bizim evin halleri
Yine bir aylik zorunlu bir ara verdik Başka Yollar'a.
İngiltere'ye döndükten sonra günlerimiz önce ev aramakla, sonra da eve yerlesmekle gecti.
Bu, Soner'le yasadigimiz sekizinci ev. Yedi yilda tam yedi ev degistirdik! O yüzden sanırım, bu işte epeyce ustalastık. Zaman zaman artik sabit bir yerimiz olsun diye düsünsek de bir süre daha göçebe yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.
Bizi üzen tek şey Bibik'e başka bir aile bulmak zorunda kalışımız oldu. Umarım yeni evinde iyidir. Kim bilir, bir gün Türkiye'ye yeniden dönüp yerleşik düzene geçersek onu yine yanımıza alırız.
*
Defnecik her geçen gün büyüyor, gelişiyor. 2 hafta sonra tam altı aylık olacak. Henüz ek besinlere başlamadıysak da, bugünlerde Defne sofrada bizimle oturmayı, yiyeceklere bakmayı çok seviyor.





İngiltere'ye döndükten sonra günlerimiz önce ev aramakla, sonra da eve yerlesmekle gecti.
Bu, Soner'le yasadigimiz sekizinci ev. Yedi yilda tam yedi ev degistirdik! O yüzden sanırım, bu işte epeyce ustalastık. Zaman zaman artik sabit bir yerimiz olsun diye düsünsek de bir süre daha göçebe yaşamaya devam edeceğiz gibi görünüyor.
Bizi üzen tek şey Bibik'e başka bir aile bulmak zorunda kalışımız oldu. Umarım yeni evinde iyidir. Kim bilir, bir gün Türkiye'ye yeniden dönüp yerleşik düzene geçersek onu yine yanımıza alırız.
*
Defnecik her geçen gün büyüyor, gelişiyor. 2 hafta sonra tam altı aylık olacak. Henüz ek besinlere başlamadıysak da, bugünlerde Defne sofrada bizimle oturmayı, yiyeceklere bakmayı çok seviyor.





Subscribe to:
Posts (Atom)

